Bugün: 22.10.2017

TAKSİM KIŞLASI


Taksimde bir haftasını tamamlayan “gezi parkı” eylemleri şu an için Türkiye’nin 48 ilinde ateş misali kavurucu ve bir o kadar da yakıcı eylemlere dönüşen ve sembolü “Topçu Kışlası” olan olayın adı…

            Topçu kışlası tarihteki simgesel durumunu ve üstlendiği misyon itibari ile de sanırım iktidarın da mesaj anlamında iştahını kabartan bir tarihi miras olarak öne çıkmış durumda…

Şimdi iktidarın neden bu kışlada ısrar ettiğini anlamaya çalışalım.

            Taksim Kışlası 1780 yılında Osmanlı padişahı III. Selim zamanında Selimiye Kışlası’nın Avrupa yakasındaki karşılığı olarak, Balyan Ailesinden Krikor Balyan tarafından yapıldı. Ertesi yıl Kabakçı Mustafa İsyanın da tahrip olan bina, döneminde onarıldı. Bina birkaç kez yangın geçirdikten sonra döneminde Tophane Müşiri Damat Gürcü Halil Rifat Paşa’nın gayretleriyle 19. yüzyıl mimari üslubunda ve çok gösterişli olarak yeniden yapıldı. Uzun avlusu ve geniş kanatları olan iki katlı yapının köşelerinde ve her cephesinin ortasında üç katlı yüksek bölümleri vardı. Rus ve Hint mimarilerinden izler taşıyan yapının iki anıtsal giriş kapısı Harbiye Caddesi ve Talimhâne Caddesi cephelerinin tam ortalarında bulunuyordu.

            Osmanlı ordusunun modernleştirilmesi sürecinde önemli bir rol oynadı ve en şatafatlı günlerini yaşadı. Sultan Abdülaziz`in 1864 yılında Mısır seyahati dönüşünde kışlayı ziyaret edip kışlada yemek yemesi, kışla tarihinde önemli bir olay olarak kayıtlara geçti.

II. Abdülhamid’in istibdat dönemi kapanıp, II. Meşrutiyet yeniden ilan edildikten hemen sonra taassup seviyesinde dine bağlı gruplar “din elden gidiyor.” nidaları ile rejime karşı isyan çıkardılar ve dışarıdan İngiltere’den destek aldılar. İngilizlerin böyle bir ayaklanmayı teşvik etmesinin sebebine gelindiğinde Berlin Antlaşması sonrası, Osmanlı’nın kendi ekseninden uzaklaşıp, hızla rakibi Almanya eksenine doğru kaymasıydı. İsyanı Derviş Vahdedi`nin yayımladığı İngilizler tarafından finanse ve himaye edilen, yer yer Prens Sabaheddin`in Adem-i merkeziyetçi görüşlerine de yer veren Volkan Gazetesi körüklüyordu.

12 Nisan13 Nisan`a bağlayan gece, Taksim Kışlası`ndaki Avcı Taburuna bağlı askerler subaylarına karşı ayaklanarak kendilerine önderlik eden din adamlarının peşinde Heyet-i Mebusan`ın önünde toplandılar ve ülkenin şeriata göre yönetilmesini istediler. Hüseyin Hilmi Paşa Hükümeti ayaklanmacılarla uzlaşma yolunu seçti ve hükümet üyeleri tek tek istifa etti. İsyancıların kurduğu yeni hükümet İngilizler tarafından desteklendi.

https://upload.wikimedia.org/wikipedia/commons/thumb/0/0a/Taksim_kislasi.jpg/200px-Taksim_kislasi.jpg

            Adliye Nâziri Nâzım Paşa İttihatçı Ahmet Rıza Bey sanılarak isyancılar tarafından linç edildi. Aynı şekilde Lazkiye mebusu Arslan Bey de gazeteci Hüseyin Cahid sanılıp öldürüldü.

            İsyandan sonra önemini yitiren kışla, 1913`te Sanayi ve Ticaret Şirket-i Milliye-i Osmaniye`ye satıldı. Binanın orta kısmındaki eğitim alanı futbol sahası haline getirildi ve uzun yıllar futbol maçları ve çeşitli gösteriler için kullanıldı. Kışla, I. Dünya Savaşı`nın ardından işgal edilen İstanbul`daki Fransız kuvvetlerinin yönetiminde bulunan Senegalli askerlere tahsis edildi.

                Cumhuriyetin ilanından sonra da kışlanın avlusundaki futbol sahası futbol karşılaşmaları için kullanılmayı sürdürdü ve kışla Taksim Stadı adını aldı. 1923 yılında Türkiye Millî Futbol Takımı ilk resmi maçını bu sahada Romanya`ya karşı yaptı.

            İşte bu Taksim’de yaşanan mücadelenin böyle radikalleşmesinin müsebbibinin tarihin yeniden ve yeniden ders almayan toplumlara defa’at ile ders verme arzusunda kaynaklandığını düşünüyorum…

                                                                                                          Uzm. Umut C. Karadoğan

  • PAYLAŞ
  • İzlenme : 2893