Bugün: 24.04.2018

Yıl 1915…

Yıl 1915…

Bugün siz okurlarıma gerçek bir hikâye anlatmak isterim…

 

Yıl 1915…

 

I. Dünya Savaşı’nın en ateşli günleri…

 

 Yozgat ahalisinin babayiğit bir delikanlısı askere gelir.

 

Askerde ilk içtiması alınmaktadır ve bu Yozgatlı babayiğitte sırasında beklemektedir.

 

Yüzbaşı, bölüğün arasında gezinirken, dikkatini bu iri görünümlü genç çeker ve ona doğru dönerek…

 

-Oğlum nedir bu hal… Diyerek başını gösterir.

-Hasan, biraz sıkıntılı ve biraz da utanarak,

-Kınadır kumandanım. “Annem, ben askere gelirken sürdü.” diyerek geçiştirmeye çabalasa da komutan vazgeçmez, sorgusuna devam eder.

-“Anan ile mektuplaşırsan, sor bu kına nedir ve neden bunu senin başına sürmüş…”

 

Hasan mecburen, bu sorumluluğu üstlenerek birkaç ay içerisinde mektubunu gönderir.

Anasına tembihler şekilde bir üslupla ifadeleri seçer…

 “Ana evvela selam eder, senin ve babamın ellerinden öperim. Anacığım, beni askere gönderirken başıma sürdüğün kınadan dolayı ben burada çok mahcup oldum. Arkadaşlarım ve komutanım bunu pek anlayışla karşılamadılar. Yakında kardeşimde askere gelecek, lütfen onun başına da kına sürme, o da benim gibi mahcup duruma düşmesin.

O mübarek ellerinden öpüyorum.” der.

 

Bu mektup üzerine Hasan’ın annesi, cephedeki oğluna mukabil bir mektup gönderir. Mektupta şu ifadelere yer vermiştir.

“ Oğlum,

 Evvel emirde sana, kumandanlarına ve silah arkadaşlarına selam ederim… Kumandanın başındaki kınanın ne manaya geldiğini sormuş...

Utanma oğul, biz kınayı utanılsın diye değil, şan olsun diye süreriz…

Oğul, kumandanına söyle kına bizde üç kişiye sürülür.

 

1)     Kurbanlık koyuna Allah’a kurban olsun diye…

2)     Gelinlik kıza, evine, çocuğuna kurban olsun diye…

3)     Askere gidecek gençlere, Vatana kurban olsun diye…

 

Oğul, istemişsin ki, kardeşime de kına sürmeyin, o da senin gibi sıkıntıya düşmesin diye… Sen merak etme senin için sattığımız ineğimizin ardından son kalan diğerini de satarak kardeşini askere gönderdik ve bilesin ki, ona da kına yaktım, vatana kurban olsun diye… Kumandanlarına böyle söyleyesin. Gözlerinden öperim…

 

İşte bu toplumun mayasında olan kavramlar bunlarken, şimdilerde “güncel söylemle”, toplumun yapısını rahatsızlık verecek derece de bozuyorlar.

 

Bedelli kavramı, Osmanlı Devleti’nin varlığından bu yana olan ve Gayri Müslim tebaanın askerlik yapmaması amacıyla, stratejik bir tercih olarak uygulanan bir olguydu. Ama günümüzde sıradan tüm gençlerin öncelikli tercihi haline geldi ve bunun için sosyal medya bile aracı duruma getirildi. Hükümetler üzerinde toplumsal ve manevi baskı aracı olarak kullanılan bu araçlar, beklentileri de karşılar duruma geldi.

 

Askerliğin vatani görevi kabul edildiği bir ülke de hali hazırda bedellinin kabul edilerek yürürlüğe konulmasını bir türlü hazmedemiyorum. Yüreğim, şehit olan bunca vatan evladına yanıyor. Bedelinin adını bile ağızlarına alırken dahi içleri titremiyor bu insan müsveddelerinin…

 

Yazıklar olsun demekten öte de bir cümle geçmiyor içimden…

 

 

 

 

 

 

 

  • PAYLAŞ
  • İzlenme : 2150